Külfet ve Kazanımlarıyla Tacir Olmak-Ticaret Hukuku Kavramlarına Giriş

Külfet ve Kazanımlarıyla Tacir Olmak-Ticaret Hukuku Kavramlarına Giriş
Külfet ve Kazanımlarıyla Tacir Olmak-Ticaret Hukuku Kavramlarına Giriş
Ekim , 07,2026

Külfet ve Kazanımlarıyla Tacir Olmak-Ticaret Hukuku Kavramlarına Giriş

I. Giriş

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda (TTK) merkezi kavram olarak "ticari işletme" benimsenmiş, "tacir" kavramına ise bu düzenlemenin ardından yer verilmiştir. Nitekim tacir sıfatının kazanılmasıyla bu sıfata bağlanan hukuki sonuçlar da ticari işletmeye ilişkin hükümlerin hemen akabinde TTK'da ele alınmıştır.

Tacir olmanın beraberinde getirdiği çeşitli külfet ve nimetler/kazanımlar nedeniyle, tacirler diğer gerçek ve tüzel kişilerden farklı bir hukuki muameleye tâbi tutulmuş; TTK'da yer alan birtakım hükümlerin uygulanabilmesi de tacir sıfatının varlığına bağlanmıştır. Bu nedenle, tacir sıfatının tespiti çalışmamız açısından ayrı bir önem taşımaktadır.

 

II. Tacir Sıfatının Unsurları

Gerçek Kişi Tacir

TTK m. 12/1 uyarınca, "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir." Bu hükümden hareketle, Türk Medeni Kanunu uyarınca medeni hakları kullanma ehliyetine sahip gerçek kişilerin tacir sıfatını kazanabilmeleri için aşağıdaki unsurların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:

• bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işletmek

• ticari işletmenin devamlılık (süreklilik) arz etmesi

• faaliyetin esnaf faaliyeti sınırlarını aşması

Bu unsurların gerçekleşmesiyle birlikte tacir sıfatı kendiliğinden, herhangi bir tescil işlemine gerek olmaksızın kazanılır. Buna göre, sonradan yapılan ticaret siciline ve meslek odalarına kayıt işlemleri kurucu değil, açıklayıcı (bildirici) niteliktedir. Başka bir ifadeyle, bu kayıtlar tacir sıfatının unsuru değil, bu sıfatın kazanılmasının doğal bir sonucudur.

 

Tüzel Kişi Tacir

TTK m. 16 uyarınca, ticaret şirketleri ile amacına varmak için ticari işletme işleten dernek ve vakıflar tüzel kişi tacir sayılır. Buna göre tüzel kişi tacirler üç grupta incelenebilir:

• Ticaret Şirketleri (Kollektif, Komandit, Anonim, Limited, Kooperatif): Bu şirketler, ayrıca bir ticari işletme işletip işletmediklerine bakılmaksızın, kuruldukları andan itibaren kendiliğinden tacir sıfatını kazanır.

• Amacına Ulaşmak İçin Ticari İşletme İşleten Dernek ve Vakıflar: Kural olarak tacir sayılmayan dernek ve vakıflar, asıl amaçlarına hizmet etmek üzere bir ticari işletme işletiyorlarsa TTK m. 16/1 uyarınca tacir sıfatını kazanır. Tacirlik burada derneğe/vakfa değil, işletilen ticari işletmeye bağlıdır.

• Devlet, İl Özel İdaresi, Belediye ve Köylerin Kurduğu Kuruluşlar: TTK m. 16/1 uyarınca, özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere kamu tüzel kişilerince kamu yararı veya hizmeti amacıyla kurulan tüzel kişiliği haiz kuruluşlar da bir ticari işletme işletmeleri halinde tacir sayılır. Buna karşılık TTK m. 16/2'de bir istisnaya yer verilmiştir: Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ve kamu yararına çalışan dernekler ile gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi ister doğrudan ister bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılmaz.

 

Tacir Sayılan ve Tacir Gibi Sorumlu Tutulanlar

TTK m. 12/2 uyarınca, bir ticari işletmeyi kurup açtığını sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bu düzenlemeyle, işletmesini açtığını dış dünyaya duyurarak üçüncü kişiler nezdinde bir güven oluşturan kişinin, henüz fiilen faaliyete geçmemiş olması bu güveni ortadan kaldırmayacağından, tacir sıfatının sonuçlarına tabi tutulması amaçlanmıştır.

TTK m. 12/3 hükmü uyarınca ise, bir ticari işletme açmadığı hâlde açmış gibi işlemlerde bulunan; kendi adına ya da hukuken var olmayan bir adi ortaklık veya bir ortaklık adına ortak sıfatıyla işlem yapan kişi, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur. Somut olayda ortada ne maddi anlamda bir ticari işletme ne de kişinin tacir olma yönünde bir iradesi bulunmamakla birlikte, muhataplarının bu kişiyi tacir olarak algılamış ve bu yönde bir güven duymuş olması söz konusudur; kanun koyucu da bu güveni korumayı amaçlamıştır.

“Tacir gibi sorumlu olmak” hâli, “tacir sayılmaktan” bu yönüyle ayrılır: burada kişi gerçek anlamda tacir sıfatını kazanmaz ve tacirliğin sağladığı haklardan (kazanımlardan) yararlanamaz; yalnızca iyi niyetli üçüncü kişilere karşı tacirliğin külfetlerine katlanmakla yükümlü tutulur.

 

III. Tacir Sıfatının Kazanılması ve Kaybedilmesi

Gerçek Kişilerde Tacir Sıfatının Kazanılması ve Kaybedilmesi

Gerçek kişiler bakımından tacir sıfatı, herhangi bir tescil veya bildirim işlemine gerek olmaksızın, yukarıda sayılan unsurların (ticari işletmeyi kendi adına işletme, devamlılık ve esnaf faaliyeti sınırlarının aşılması) fiilen gerçekleşmesiyle kendiliğinden kazanılır. Ticaret siciline ve ilgili odaya kayıt, bu sıfatın kazanılmasının kurucu unsuru değil, yalnızca açıklayıcı bir sonucudur. Buna karşılık tacir sıfatının kaybı da yine fiilî bir duruma bağlıdır: kişinin ticari işletmesini herhangi bir sebeple (devir, tasfiye, faaliyetin sona ermesi vb.) fiilen ve sürekli olarak terk etmesiyle tacir sıfatı sona erer. Sicilden terkin işlemi burada da açıklayıcı niteliktedir; asıl belirleyici olan işletmenin fiilen işletilmesine son verilmiş olmasıdır.

 

Tüzel Kişilerde Tacir Sıfatının Kazanılması ve Kaybedilmesi

Ticaret şirketleri bakımından tacir sıfatı, ticaret siciline tescil ile, yani şirketin tüzel kişilik kazandığı anda doğar; bu noktada tescil kurucu (inşai) niteliktedir ve ayrıca bir ticari işletmenin fiilen işletilmesi şartı aranmaz. Buna karşılık, amacına ulaşmak için ticari işletme işleten dernek ve vakıflar ile kamu tüzel kişilerince kurulan kuruluşlarda tacir sıfatı, gerçek kişilerde olduğu gibi, ticari işletmenin fiilen işletilmeye başlanmasıyla kendiliğinden kazanılır. Tüzel kişilerde tacir sıfatının kaybı ise, ticaret şirketleri bakımından tüzel kişiliğin sona ermesine (tasfiyenin tamamlanıp ticaret sicilinden terkine); dernek, vakıf ve kamu kuruluşları bakımından ise işletilen ticari işletmenin fiilen tasfiyesine veya faaliyetine son verilmesine bağlıdır.

 

Tacir Sıfatının Sona Ermesinin Hüküm ve Sonuçları

Tacir sıfatının sona ermesi, bu sıfata bağlanan hak ve yükümlülüklerin de son bulması sonucunu doğurur; ancak bu sona erme ileriye etkilidir (ex nunc), geçmişe etkili değildir. Buna göre kişi, tacir sıfatını taşıdığı dönemde girmiş olduğu hukuki ilişkilerden doğan sorumluluğunu (örneğin ticari defter tutma, faturaya itiraz, ticari örf ve adetlere tabi olma gibi yükümlülüklerinden doğan hukuki sonuçları) tacirlik sıfatının sona ermesinden sonra da kanunda belirtilen süreler kadar taşımaya devam eder. 

 

IV. Tacir Sıfatına Bağlanan Hukuki Sonuçlar

İflasa Tabi Olma

İflas, borçlunun tüm mal varlığının, alacaklıların menfaatine olacak şekilde tasfiye edildiği bir cebri icra türüdür ve kişiye özgü değil, mal varlığına yönelik (külli) bir icra yoludur. TTK m. 18/1 hükmüne göre tacirler, sahip oldukları her türlü borçtan dolayı iflasa tabidir. Bu kapsam tacirlerle sınırlı olmayıp, TTK'nın ilgili hükümleri uyarınca tacir sayılanlar, tacir gibi sorumlu tutulanlar ve ticareti kendisine meslek edinenler de iflas yoluyla takibe konu olabilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, tacirin iflasa tabi olmasının yalnızca ticari faaliyetinden doğan borçlarla sınırlı olmadığıdır; tacir, adi (ticari nitelikte olmayan) borçları sebebiyle de iflas yoluyla takip edilebilir.

İflas talebinde borcun ne zaman doğduğu da önem taşıyan bir diğer noktadır. Zira tacirin, ticari faaliyete başlamasından önceki bir döneme ilişkin borcu sebebiyle dahi iflası istenebilir. Bunun için aranan tek şart, iflas talebinin ileri sürüldüğü tarihte kişinin tacir sıfatını taşıyor olması ya da ticareti bırakmışsa, bu durumu ilan ettiği tarihten itibaren henüz bir yıllık sürenin dolmamış olmasıdır.

 

Ticaret Unvanı Seçme ve Ticaret Siciline Kayıt Zorunluluğu

Tacir sıfatının sonuçlarından bir diğeri de ticaret unvanı seçmek ve kullanmaktır. Ticaret unvanı taciri diğer tacirlerden ayırmaya olanak sağlayan ve ticari işletmesine ilişkin iş ve işlemlerinin ayırt edilmesine hizmet eden bir uygulamadır. 

Gerçek kişi tacirlerde ticaret unvanı, kişinin kısaltılmamış ad ve soyadından oluşur (TTK m. 41/1). Örneğin, "Ahmet Yılmaz" adlı bir tacir unvanını "A. Yılmaz" şeklinde kısaltamaz. Bu düzenlemeyle üçüncü kişilerin yanıltılmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

Tacir, seçtiği ticaret unvanını, işletmesini açtığı tarihten itibaren on beş gün içinde, işletme merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür (TTK m. 40/1). Ancak bu tescil, tacir sıfatının kazanılması bakımından kurucu değil bildirici niteliktedir; dolayısıyla süresi içinde tescil ettirilmemiş olması, unvanın fiilen kullanılmasına engel değildir. Buna karşılık, tescil edilmemiş bir ticaret unvanı TTK m. 52'deki unvanın ticari dürüstlüğe aykırı biçimde bir başkası tarafından kullanılması halini düzenleyen özel korumadan yararlanamaz ve sadece haksız rekabet hükümleri çerçevesinde korunabilir.

 

Ticari İşletme Adına İşyeri Açma ve Levha Asma Zorunluluğu

Tacir, ticaret unvanını yalnızca belgelerinde kullanmakla yetinmeyip, bu unvanı işletmesinin görülebilecek bir yerine okunaklı şekilde yazmakla da yükümlüdür (TTK m. 39/2). Bu yükümlülüğün amacı, taciri faaliyet gösterdiği çevrede tanıtmak ve ticari hayatta güveni ve şeffaflığı sağlamaktır.

Buna göre tacir, işyerinin girişine veya kolayca görülebilecek bir bölümüne, ticaret unvanını içeren bir levha asmak zorundadır. Bu levhada tacirin ticaret unvanının eksiksiz ve tescil edildiği şekliyle yer alması gerekir; kısaltma yapılamaz. Aynı yükümlülük, tacirin ticari işletmesiyle ilgili kullandığı kâğıt ve belgeler için de geçerlidir; bu belgelerde ticaret unvanının, işletme merkezinin ve sicil numarasının gösterilmesi zorunludur.

Bu yükümlülüğe uyulmaması, tacir bakımından TTK'da öngörülen idari yaptırımların uygulanmasına yol açabilir; ayrıca bu durum, üçüncü kişiler nezdinde tacirin kimliği konusunda belirsizliğe yol açabileceğinden, ticari güvenin zedelenmesi riskini de beraberinde getirir.

 

Ticari Defter Tutma

Defter tutma, tacirin işlerini düzenli takip edebilmesi kadar, alacaklıları ve işlem yaptığı üçüncü kişileri de koruyan bir kurumdur. Bu yükümlülük yalnızca tacirler için değil, tacir sayılan kişiler için de geçerlidir; buna karşılık tacir gibi sorumlu tutulanlar da bu külfete tabidir, zira onlar tacirliğin haklarından değil yalnızca yükünden pay alır. Birden fazla işletmesi olan bir tacir, her işletme için ayrı defter tutmak zorundadır; ticari işletmenin bir adi ortaklık aracılığıyla yürütüldüğü hallerde ise her bir ortak, ayrı ayrı defter tutma yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük, işletmenin ticaret siciline tescili ile başlar ve tacir sıfatının (veya tacir sayılma/tacir gibi sorumlu olma statüsünün) sona ermesine kadar devam eder.

 

Defter ve Belgeleri Saklamak

Defter tutmakla yetinmek yeterli değildir; tacir aynı zamanda bu defterleri, envanterleri, bilançoları, finansal tabloları ve ilgili ticari yazışmaları belirli bir süre saklamakla da yükümlüdür (TTK m. 82). Bu belgeler kâğıt üzerinde olabileceği gibi, mikrofiş veya elektronik ortamda da saklanabilir; önemli olan gerektiğinde okunabilir hâle getirilebilmesidir. Saklama süresi on yıl olup, bu süre son kaydın yapıldığı takvim yılının bitişiyle başlar. Tacirin ölümü hâlinde bu yükümlülük mirasçılarına geçer; iflası hâlinde ise defterler iflas idaresi tarafından muhafaza altına alınır. Saklama yükümlülüğünün doğal bir uzantısı olarak, mahkemenin talebi üzerine tacir bu defterleri ibraz veya teslim etmekle de yükümlüdür.

 

Zayi Belgesi Talep Edebilme

Saklanması zorunlu defter ve belgeler; yangın, su baskını, deprem gibi bir afet veya hırsızlık sonucu kanuni saklama süresi içinde kaybolursa, tacir bu durumu öğrendiği tarihten itibaren otuz gün içinde işletmesinin bulunduğu yer mahkemesine başvurarak zayi belgesi talep edebilir (TTK m. 82/7). Bu talebin kabul edilebilmesi için tacirin, belgelerin korunması bakımından gerekli özeni göstermiş olması ve zıyaın kendi iradesi dışında gerçekleşmiş olması aranır; aksi hâlde, örneğin belgelerin özensizce bir araçta bırakılması gibi durumlarda talep reddedilir. Zayi belgesi yalnızca tacirlere tanınmış bir imkândır, çünkü bu belge yalnızca tacirin saklamakla yükümlü olduğu defter ve belgeler için istenebilir.

 

Basiretli Bir İş Adamı Gibi Hareket Etme

Tacirlik, davranışa ilişkin bir standart da beraberinde getirir: TTK m. 18/2, tacirin ticaretine ilişkin tüm faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi davranmasını şart koşar. Basiret; tedbirli, öngörülü ve alanında bilgili bir kişiden beklenen dikkat ve özeni ifade eder. Burada aranan, tacirin kendi kişisel yetenek ve imkânlarına göre gösterebileceği özen değil, aynı iş kolunda faaliyet gösteren makul bir tacirden beklenecek objektif özendir. Bu yükümlülük tacirin yalnızca uğraş konusuyla sınırlı değil, giriştiği her ticari işlem bakımından geçerlidir; buna karşılık tacirin özel hayatına ilişkin davranışlarını kapsamaz. Yargı kararlarında da bu ölçüt, somut olayın koşullarına göre ayrı ayrı değerlendirilmektedir.

 

Ticari Örf ve Adetlere Tâbi Olma

Taraflar arasındaki sözleşmede veya kanun hükümlerinde uyuşmazlığı çözecek bir düzenleme bulunmuyorsa, mahkeme meseleyi ticari örf ve adete göre çözer (TTK m. 1/2). Ticari örf ve âdet, tacirler bakımından bilinip bilinmediğine bakılmaksızın uygulanırken, tacir olmayanlar için ancak bilindiği veya bilinmesi gerektiği ölçüde uygulama alanı bulur. Bir örf ve âdet kuralının var olup olmadığı konusunda tereddüt varsa, hâkim bu hususu ilgili ticaret veya sanayi odasına sorarak öğrenebilir; zira örf ve adetlerin tespit ve ilanı, kanunla bu odalara verilmiş bir görevdir. Örneğin, üzerinde imza ve kaşe bulunan bir faturanın bedelinin ödendiğine dair yerleşik bir ticari teamül, uygulamada sıkça karşılaşılan bir örnektir.

 

Ticari İş Karinesine Tâbi Olma

Kural

TTK m. 19/1 uyarınca, tacirin borçlarının ticari nitelikte olduğu asıl kabul edilir; buna ticari iş karinesi denir. Bu karine tacirin aleyhine işler: tacirin bir borcunun ticari olmadığını iddia eden taraf değil, bunun aksini savunan tacirin kendisi bu durumu ispatlamak zorundadır. Belirtmek gerekir ki bu karine yalnızca tacirin borçları için geçerlidir; tacirin alacakları bakımından ise genel kural uygulanır ve ticari nitelik iddia eden taraf bunu ispatlamalıdır. Tacirin ticari işletmesiyle ilgili işlediği haksız fiiller de bu kapsamda ticari iş sayılır.

 

İstisna

Gerçek kişi tacirlerin barınma, ısınma, giyinme, beslenme gibi kişisel ve ailevi ihtiyaçlarını gözeten kanun koyucu, ticari iş karinesine bir istisna getirmiştir. Buna göre tacir, yaptığı işlemin işletmesiyle ilgisi olmadığını karşı tarafa işlem sırasında açıkça bildirirse, bu borç adi (ticari olmayan) bir borç sayılır (TTK m. 19/1). Örneğin bir tacirin, şahsına akıllı ev aletialırken bunu açıkça belirtmesi hâlinde, yapılan bu alışveriş ticari değil kişisel bir işlem sayılır ve tacir bu işlem bakımından tüketici konumuna da geçebilir.

 

Tek Taraf İçin Ticari Olan İşler

TTK m. 19/2 hükmü, ticari iş karinesini tamamlayan bir başka önemli kuralı içerir: taraflardan yalnızca biri için ticari iş niteliğinde olan bir sözleşme, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, diğer taraf için de ticari iş sayılır. Buna göre, tacir olmayan bir kişi ile tacir olan bir kişi arasında, tacirin ticari işletmesiyle ilgili olarak kurulan bir sözleşme, tacir olmayan taraf açısından da ticari iş olarak nitelendirilir. Bu kural, uygulamada özellikle görevli mahkemenin ve uygulanacak faiz türünün belirlenmesi bakımından önemli sonuçlar doğurur

 

Ücret ve Faiz İsteme

Ücret İsteme

TTK m. 20 uyarınca tacir, ticari işletmesiyle ilgili olarak gördüğü bir iş veya hizmet karşılığında, taraflar önceden bir ücret kararlaştırmamış olsa dahi, uygun bir ücret talep edebilir. Bu düzenlemenin amacı, tacirin emeğinin karşılıksız kalmasını önlemektir; zira ticari hayatta bir işin veya hizmetin karşılıksız görülmesi olağan değildir. Bu hak, tacir sayılanları da kapsarken, tacir gibi sorumlu tutulanlar bu haktan yararlanamaz, çünkü onlar yalnızca tacirliğin külfetlerine tabidir.

 

Faiz İsteme

Aynı madde, tacire ticari işletmesiyle ilgili yaptığı avans ve giderler için de ödeme tarihinden itibaren faiz talep etme hakkı tanır. Bu düzenleme, tacirin işletmesine ayırdığı sermayeyi başka bir iş için kullanması nedeniyle uğradığı kaybı dengelemeyi amaçlar. Sözleşmede farklı bir oran kararlaştırılmamışsa, bu faiz kanuni faiz oranı üzerinden hesaplanır. Tıpkı ücret isteme hakkı gibi, faiz isteme hakkından da tacir önceden veya sonradan açıkça vazgeçebilir.

 

Ücret ve Cezaların İndirilmesini İsteyememe

Genel borçlar hukukunda, aşırı yüksek kararlaştırılmış bir ücret veya cezai şartın hâkim tarafından indirilmesi mümkündür. Ancak TTK m. 22, bu imkânı tacir olan borçlu bakımından ortadan kaldırır: tacir, kararlaştırılan ücretin veya cezai şartın fahiş olduğunu ileri sürerek mahkemeden indirim talep edemez. Bu düzenleme aslında basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğünün doğal bir sonucudur; zira tacirden, sözleşmenin kurulması, ifası ve feshi aşamalarının her birinde öngörülü davranması beklenir. Bu nedenle tacir, üstlendiği yükümlülüğün ağırlığını sonradan mahkeme eliyle hafifletme imkânından mahrumdur.

 

Fatura ve Teyit Mektubu (TTK m. 21)

TTK m. 21/1 uyarınca, ticari işletmesi gereği bir mal satan, üreten veya iş gören tacir, karşı tarafın talebi hâlinde fatura düzenlemek ve vermekle yükümlüdür. Faturayı alan kişi içeriğine sekiz gün içinde itiraz etmezse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır (TTK m. 21/2); bu süre geçtikten sonra yapılan itirazlar dikkate alınmaz. Yargıtay, bu düzenlemenin uygulanabilmesi için hem faturayı düzenleyenin hem de alanın tacir olması gerektiğini yerleşik içtihat ve öğretilerle benimsemiştir; aksi hâlde ekonomik açıdan güçsüz konumdaki tacir olmayan alıcının sekiz günlük ağır bir süreye tâbi tutulması hakkaniyete aykırı düşer.

Aynı maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen teyit mektubu, telefonla, sözlü olarak veya başka bir teknik araçla kurulan bir sözleşmenin ya da yapılan bir açıklamanın içeriğini doğrulamak amacıyla karşı tarafa gönderilen yazılı bir belgedir. Teyit mektubunu alan kişi, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itiraz etmezse, mektubun içeriği sözleşmeye uygun kabul edilmiş sayılır. Öğretide tarafların tacir olması gerekip gerekmediği tartışmalı olsa dahükmün "tacir olmanın hükümleri" başlığı altında yer alması bu şartın arandığı görüşünü güçlendirmektedir.

 

Ticari Satış ve Mal Değişimine İlişkin Özel Hükümler (TTK m. 23)

Tacirler arasındaki satış ve mal değişimi sözleşmelerinde kural olarak TBK'nın genel satış hükümleri uygulanır; ancak TTK m. 23 bu genel çerçeveye üç konuda özel bir düzenleme getirmiştir.

İlk olarak, sözleşmenin niteliği, tarafların amacı veya malın cinsi gereği kısım kısım ifa mümkünse ya da alıcı çekince koymadan kısmi teslimi kabul etmişse, satıcının bir kısmı ifa etmemesi hâlinde alıcı haklarını yalnızca teslim edilmeyen kısım için kullanabilir; sözleşmenin bütününü feshedemez. Bunun istisnası, eksik kısmın teslim edilmemesi nedeniyle sözleşmeden beklenen yararın ortadan kalkması veya kalan kısmın da ifa edilmeyeceğinin anlaşılmasıdır; bu durumda alıcı sözleşmenin tamamını feshedebilir.

İkinci olarak, alıcının haklı bir sebep olmaksızın malı teslim almaktan kaçınması hâlinde (alacaklının temerrüdü), satıcı mahkemeden malın satılmasına izin verilmesini isteyebilir. Üçüncü olarak ise, malın ayıplı çıkması durumunda tarafların hak ve yükümlülükleri, yine bu madde çerçevesinde özel bir usule bağlanmıştır. Ayıp açıkça belliyse iki gün içinde ihbar edilmelidir; eğer ayıp açıkça belli değilse, alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, bu durumu süresi içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Bu üç düzenlemenin ortak amacı, tacirler arasındaki ticari akışın, genel hükümlerin yavaş işleyen mekanizmalarıyla değil, ticaretin hızına uygun, daha pratik çözümlerle sürdürülebilmesini sağlamaktır.

 

V. Sonuç

Çalışmamızın bütününde değindiğimiz üzere tacir sıfatı, kanunda öngörülen unsurların gerçekleşmesiyle kendiliğinden ve herhangi bir kurucu işleme ihtiyaç duyulmaksızın kazanılan bir hukuki statüdür. Bu sıfatın kazanılması kanun koyucu tarafından öngörülen çok sayıda hak ve yükümlülük doğurması bakımından önem arz etmektedir. 

Tacir sıfatına bağlanan hukuki sonuçlar incelendiğinde, kanun koyucunun bu sıfatı taşıyanlar bakımından iki yönlü bir düzenleme öngördüğü görülmektedir. Bir yandan iflasa tabi olma, ticaret unvanı ve ticaret siciline ilişkin yükümlülükler, ticari defter tutma mecburiyeti ile basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğü gibi külfetler getirilmiş; diğer yandan ise ücret ve faiz isteme hakkı, fatura ve teyit mektubuna dayanan ispat kolaylıkları ile ticari satış sözleşmelerine özgü esnek düzenlemeler gibi kazanımlar tanınmıştır. Bu ikili yapı, ticari hayatın kendine has dinamiklerinin genel hükümlerden farklı ve daha isabetli bir hukuki rejim gerektirdiği düşüncesinin bir yansıması olarak değerlendirilmelidir.

Bu çalışmada ortaya konulan tespitler, ticaret hukukunun sistematiği içerisinde yer alan ticari işletme, ticaret sicili ve haksız rekabete ilişkin kurumların isabetli bir şekilde değerlendirilebilmesi bakımından da temel bir zemin teşkil etmektedir. Serinin müteakip çalışmasında, bu zemin üzerine inşa edilecek hususlara yer verilecektir.

 

Asist Hukuk Bürosu

“Bu not yürürlükteki hukuk uyarınca ve yalnızca bilgilendirme amaçlı olarak hazırlanmıştır. Bu not herhangi bir hukuki görüş içermemektedir.”

 

Levent Mah. Ebulula Mardin Cad. No: 55 34330 Beşiktaş/İstanbul

Tel: +90 212 275 5165    www.asisthukuk.com